
Geleceğin İç Mekanlarını Şekillendiren Renkler, Malzemeler ve Deneyimler
Dünyanın tasarım başkenti Milano, 2026 yılında yine tasarım dünyasının kalbinin attığı yer oldu. HAWORTH tarafından sunulan trend raporu kapsamında renklerden malzemelere, ışıktan dokunuşa kadar geleceğin iç mekânlarını şekillendirecek tüm sinyalleri sizin için bir araya getirdik.
Tasarım Şimdi Ne Anlama Geliyor?
Milano her Nisan ayında aynı soruyu, ama bin farklı biçimde soruyor: Tasarım şu anda ne anlama geliyor? Her yıl olduğu gibi, bu yıl da kesin bir yanıtla değil, ilhamla dolu bir notlarla geri döndük.
Bizim için Milano 2026, gerçek bir dönüm noktası gibi hissettirdi. Merdivenleri kaplayan kürkler, mekânı sonsuza uzatan aynalar, koyu, zengin ve özür dilemeyen renkler, kendi imzasını ve inancını taşıyan nesneler… Bu, en iyi anlamıyla, çok şeydi. Ancak bu gösterişin altında, çok daha derin bir şey yatıyordu. Akıllarda kalan sohbetler estetik üzerine değildi: hikayeler üzerineydi; kimin neyi nasıl yarattığı ve bunun neden önemli olduğu üzerine.
Milano bu kez, pazarlama aksiyonu olarak değil, gerçekten yankılanan mekânlar yaratmanın zorunlu koşulu olarak iş birliği üzerine odaklanmıştı.
Bu yılın Milano’sunda kapsama/ ilgi alanının da genişlediğini gözlemledik. Tüm yaşlardan, mesleklerden ve geçmişlerden insanların tasarıma duyduğu ilgi, bu tutkunun ne kadar geniş bir kitleyi heyecanlandırabileceğinin kanıtı olarak Milano sokaklarına yansıdı.
Poltrona Frau ile True Overtime: Trendlere Karşı Direnen Lüks
Poltrona Frau showroom’unda yapılan büyüleyici ziyaret, True Overtime koleksiyonunu açığa çıkardı: mirasa kök salmış, çağdaş işbirlikleriyle şekillenmiş ve trendlerin ötesine geçmek üzere tasarlanmış nesnelerin bir kutlaması niteliğindeydi.
2026 koleksiyonu, yıllar boyunca anlamı koruyan ve aktaran bir tasarımın özgünlüğünü kutladı. Showroom’un kalbinde, başlangıçta Jean-Marie Massaud tarafından tasarlanan, genişletilmiş Archibald ailesi yer alıyordu. Archibald Sofa System modüler bir yapıda açılıyor: mimari netliği cömert konforla dengeliyor. Daha ince, daha hafif yeni versiyon hem konut hem de proje tipi mekânlara esneklik katarken, kanepenin anında tanınan kimliğini koruyor.
Gianfranco Frattini’nin Albero kitaplığı, tasarımcının yüzüncü yılını anan özel bir versiyonla yeniden yaratıldı. Yakınında, altmış yıldan uzun süre önce tasarlanmış ancak hiç tam olarak üretilmemiş Gio Ponti Oro lambası yeni bir keşif olarak sunuldu: böylece bir tasarım arkeolojisi şimdiki zamana getirilmiş oldu.
Faye Toogood yatak odasını yeniden hayal etmişti; bu tasarım Poltrona Frau’nun tarihi Vanity Fair modelinin yumuşak kavislerini dokunsal, çağdaş bir kuruluma çeviriyor. Buna karşılık Shepard Fairey, Archibald koltuğunun sanatsal yorumuyla insan kırılganlığı, sosyal değerler ve sürdürülebilirlik temalarına değinen kavramsal bir katman ekledi ve büyük ses getirdi.
“Gerçek lüks trendlere uymaz; olgunlaşır, evrim geçirir ve sessizce zamana direnir.” Poltrona Frau, True Overtime koleksiyonu

Cappellini ile Carnet de Voyage: Disiplinli Modern Eklektizm
Cappellini’nin Carnet de Voyage isimli showroom konsepti, ziyaretçileri Milano, New York, Dakar ve Tokyo arasında coğrafi bir yolculuğa çıkardı. Her bölüm; müzik, malzeme, renk ve form aracılığıyla farklı bir kültürel atmosferi ifade ediyordu; markanın eklektik kimliğini ve küresel yetenek avcısı rolünü vurguluyordu. Burada ikonlar ve yeni nesil tasarımcılar, kültürlerarası bir alışverişin ruhuyla buluştular.
Trend penceresinden bakıldığında Carnet de Voyage bize şunu söylüyor: iç mekânların geleceği, kültürel olarak uyanık hisseden mekânlara aittir; referanslarla katmanlı, duyumla zengin ve kullanımda esnek. Mesele maksimalizme karşı minimalizm değil; niyetli küratörlük; biriktirme değil, düzenleme olarak anlaşılan tasarım.
Birinci sinyal: şehir şehir kurgu, atmosfere göre bölgelemenin yükselişine işaret ediyor. Tek tip ortamlar yerine, mekânlar duygusal bölümler hâlinde açılıyor; ses, renk ve doku birer hikâye anlatım aracına dönüşüyor. İkinci sinyal: küresel yetenek avcılığı bir marka duruşu hâline geliyor; miras otorite sağlarken, yeni sesler sürpriz ve ileri itki katıyor. Üçüncü sinyal: dokunsal dönüş. Dokunaklılık, parlaklık ve malzeme kontrastı, dokunuşu yeniden merkeze taşıyor; çünkü artık “premium”, ilk temasta hissedilenle tanımlanıyor.
“Material intelligence, ya da malzeme zekâsı, görmek kadar dokunmakla da deneyimlenmesi gereken bir yaklaşımdır.” Patricia Urquiola

Sürükleyici Milano: Mekâna Dönüşen Enstalasyonlar
Milano’nun bu yılki öne çıkan enstalasyonları ve marka pavyonları, ışık, renk ve malzemeyi deneyime çevirdi. Sara Ricciardi’nin Serotonin – The Chemistry of Happiness enstalasyonu Pinacoteca di Brera’nın loggiato’sunda “mutluluk hormonu”nu şiirsel bir duyu dünyasına dönüştürdü: nefes alan şişme objeler, değişen ışık ve tonlar göze ve bedene aynı anda hitap etti. Piero Lissoni ve Antonio Perazzi’nin Palazzo Bovara’daki Sensory Landscape enstalasyonu ise dekorasyonu soyutlayarak malzemeyi, ışığı ve “görsel sessizliği” ön plana çıkardı; bitkileri ses, koku ve dijital projeksiyonlarla harmanlayarak ziyaretçileri yavaşlamaya davet etti.
Andy Hillman’ın 10 Corso Como’daki Have a Puffy Summer by Moncler enstalasyonu, Alp DNA’sını yaza taşıdı; renkli şişme “puffy maskotları”, ultra hafif puffer ceketler ve çiçekli paletlerle eşleşti. Zaha Hadid Architects ve Audi’nin Portrait Milano avlusundaki Origin pavyonu ise mat titanyum kaplamasıyla Rönesans avlusunu kontrastlı bir biçimde yansıttı; ışık ve gölgeyle değişen sade formlar, duyusal yoğunluğa karşı sakin bir mola sundu.
Lina Ghotmeh’in Palazzo Litta’daki Metamorphosis in Motion enstalasyonu pembe ahşap bir labirent biçiminde avlunun geometrisini ve barok arka planı yankıladı. Ulises Studio’nun Palazzo del Senato’daki Oooooh, That’s EpiQ! enstalasyonu kil benzeri şişme hacimleri canlı renklerle avluya taşırdı; yarı oyun alanı, yarı dinlenme alanı. Annabelle Schneider’ın USM için tasarladığı Renaissance of the Real, ünlü USM Haller rafının paraşüt kalitesindeki poliüretan zarlarla şişerek “nefes alan bir alan” oluşturduğu, ziyaretçilerin ayakkabılarını çıkarıp uzandığı ve ölçülü koku, ses ve soluk pembe ışıkla kendilerini yeniden konumlandırdığı sakin bir mekân yarattı.
“Milano’daki enstalasyonlar arasında yürürken, cesur fikirler gerçek duyguyla buluştuğunda tasarımın dikkat çekmek zorunda olmadığını hissettim… sessizce canlanıyor ve siz onu basitçe hissediyorsunuz.” Liz Teh, Haworth International, Space Design Direktörü

Alcova ve Villa Pestarini: Tarihsel Mimari ile Çağdaş Tasarımın Diyaloğu
2026 Milano Tasarım Haftası boyunca Villa Pestarini, haftanın en derin ve entelektüel olarak katmanlı mekânlarından biri olarak öne çıktı. Alcova, gezici tasarım programının kalbine bu tarihi evi yerleştirdi. Uzun süredir halka kapalı olan villa, ilk kez bir sergi alanı olarak açıldı ve gizli bir mimari simge, çağdaş tasarım araştırması ve deneylenmesi için yaşayan bir platforma dönüştürüldü.
1937-1939 yılları arasında Franco Albini tarafından tasarlanan Villa Pestarini, Albini’nin Milano’da gerçekleştirdiği tek özel konut ve İtalyan Rasyonalizmi’nin damıtılmış bir örneğidir. İşlevsel netlik, hassas oranlar ve biçimsel ölçülülükle tanımlanan ev, sokaktan bakıldığında ince pencereler ve görkemli bir cam tuğla cephe ile kesintiye uğramış sade beyaz bir hacim olarak okunuyor. İç mekânda Carrara mermeri ve çelikten yapılmış bir merdiven evin merkezine yerleşiyor; hareketi, ışığı ve mekânsal sürekliliği şekillendiriyor.
“Villa Pestarini’nin olağanüstü bir mimari patinası var — her müdahaleye özel bir yoğunluk veren bir yer.” Valentina Ciuffi, Alcova Kurucu Ortağı
Patricia Urquiola küratörlüğündeki Haworth ve Cassina’nın enstalasyonu, villanın girişini ve yaşam alanlarını yeniden yorumladı. Albini’nin kendi tasarımları olan Veliero kitaplığı ve Poltrona Luisa sandalye enstalasyonun en güçlü odağıydı; tarihi cam pencere de dahil olmak üzere evin tanımlayıcı öğelerini çağdaş bir mercekten okudu. Vintage döşemeler ve özenle seçilmiş çağdaş objeler, nostaljiden çok süreklilik vurgulayan, içinde yaşanmış bir evin atmosferini yarattı.

2026 Trend Raporu: Geleceğin İç Mekânlarını Şekillendiren Sekiz Sinyal
Milano Tasarım Haftası 2026 sonrası bir bakışta, renkler, malzemeler, yansımalar ve geleceğin iç mekânlarını şekillendirecek deneyimler şöyle sıralandı:
1. Drama, Bebeğim! / Drama, Baby!
Kürk, altın, kalınlık, drama. Bu yılın Milano’sunda her yerdeydi: ölçekte, malzemede ve niyette. 2026 Milano Tasarım Haftası, büyük ve cesur jestlerden çekinmedi. Cassina, ikonik merdivenini koyu bordo bir suni kürkle kapladı. Pandemiden dört yıl sonra, Patricia Urquiola’nın yaratıcı yönetiminde merdiven işlevselliği ihmal etti ve tamamen benzersiz dokunsal deneyime adandı.
Hafta boyunca daha kalın masa üstlerine sahip kocaman masalar, abartılı avizeler ve villalar için tasarlanmış kanepeler gördük. Tüm yaratıcılar için bu, bir davet niteliği taşıyor: etkileyici deneyimler yaratın ve gerçeklikten kaçışa yardım edin. Cesur mekânlar ve fikirler insanları hareketlendirebilir ve yaratıcılıklarını ifade etmeleri için ilham verebilir. Dramatik ve eklektik biçim ve bitişler sergilemek cesaret gerektirir ve ziyaretçileri ufuklarını genişletmeye, kalıpların dışında düşünmeye davet eder.

2. Metaller ve Aynalar / Metals & Mirrors
Şehrin dört bir yanında yansıtıcı yüzeyler niyetli bir biçimde belirdi. Jil Sander’ın Reference Library’si, Milanolu Studioutte tarafından tasarlandı; tamamen aynalı duvarlar ve krom kürsülerden oluşan mekân, ziyaretçileri yavaşlatıyor ve insanlar ile ilham kaynakları üzerine düşünmeyi merkezi bir deneyim hâline getiriyordu. Zanotta showroom’u aynaların kullanımıyla mekânsal deneyimi değiştirdi ve sonsuzluk hissi yarattı.
Yan masalarda, konsollarda ve yemek masalarında, çocuklu sıradan bir aile için tasarlanmadığı belli olan birkaç süper parlak yüzeyle karşılaştık. Mimarlar ve iç mimarlar için bu bir tartışmayı tetikliyor: Dekorasyon nedir, kullanım nesnesi nedir? Mekânsal öğe olarak aynalar, algılanan alanı genişletir, ışığı çoğaltır ve bir kaçış hissi yaratır. Çalışma alanlarında, kompakt ortamları cömert ve bağlantılı hissettirebilirler. Otelcilikte ise atmosfer ve görsel derinlik eklerler. Metalik yüzeylerin canlı hisseden mekânlar yaratabileceğini düşünüyoruz: insanların kendilerini, birbirlerini ve etraflarındaki dünyayı fark ettiği mekânlar bunlar.

3. Koyu ve Toprak Tonları / Dark & Earthy
Yıllardır iç mekânlara hâkim olan soğuk nötr tonların ötesine sonunda geçtik. Onların yerine toprağa basmış, yoğun ve duygusal hisseden mekânlarla karşılaştık. Renk manzarası, daha cesur ve daha koyu bir palete kaydı ama hafif karşıtlarıyla birlikte. Bizim için odak yalnızca renkler değil, birlikte nasıl çalıştıklarıydı. Monokrom düzenlerde dikkat çeken yoğun aksanlar vardı.
Yaratıcılar ve tasarımcılar için bu Milano paleti farklılaşma fırsatı sunuyor, özellikle en son İskandinav paletine karşı. Sıcak kumla eşleştirilmiş koyu bordo tonları, bolluk ve lüks anlatan bir zenginlik ve derinlik yaratıyor. Limon yeşilinden derin zeytin yeşiline kadar değişen yeşiller ise dokunsal ve daha doğal bir karşıtlık katarak denge öğesi sunuyor.
4. Moda ve Yaşam Stili / Fashion & Lifestyle
Bir zamanlar yalnızca mobilya ve ürün tasarımcılarına ait olan etkinlik, artık moda ve yaşam stili markaları için de bir platforma dönüşmüş durumda ve onlar sadece görünmekle kalmıyor, sahnenin merkezinde yer alıyor. Gucci Memoria ile ev, 105 yıllık tarihini sürükleyici bir ortama dönüştürdü arşiv motifleri, duvar halıları ve dekor anılara hayat verdi.
Bazı mimarlar ve iç mimarlar için bu tartışmalı olabilir. Bazıları bu yaklaşımın daha geniş bir kitleyi fuarın içine çektiği için fuarın profesyoneller için olan değerini kaybettiğini söyleyebilir;. Diğerleri ise Margot Robbie gibi ünlülerin, tutkumuz olan sektöre ilgi çekmesini bir nimet olarak görebilir.
5. Şişme İstilası / Inflatables Invasion
Belki bir trend değil, ama kesinlikle bahsetmeye değer: hava resmen bir tasarım malzemesi hâline geldi. Yalnızca camdan yapılmış nesnelerde değil, birçok enstalasyonda da tüm disiplinlerden tasarımcılar şişme, genişleme ve oran, ağırlık ile yumuşaklık arasındaki etkileşimi araştırdı.
IKEA, ilk defa bir metal çerçevenin içine sıkıştırılmış şişme bir sandalye ile karşımıza çıktı; bu, bize hafifçe metal çerçeveli lounge sandalyeleri çağrıştırdı; klasikler veya yeni yorumlar olarak popülerliğini koruyor. Tasarımcılar için bu oyuncul yaklaşım, boyutları abartmaya, nesneleri kelimenin tam anlamıyla orantısız hâle getirmeye ve tasarımın demokratikleşmesini yeniden tartışmaya olanak tanıyor.

6. İmzalı Tasarım / Authored Design
Sonsuz içeriğin dünyasında, yazarlık yapay zekânın talep edemeyeceği tek şeydir. İmzalı tasarımdan bahsederken ikonları kastediyoruz; hem tasarımcılar hem de ürünler… Bauhaus, Charles ve Ray Eames, Le Corbusier ve Charlotte Perriand, Memphis akla geliyor.
İmzalı tasarım, insanlar için tasarlananla bir kişi tarafından tasarlanan arasındaki bağlantıyı sergiler. Tasarım ve yaratıcılık üzerine net bir bakış açısı taşıyan parçalar, konuşmanın merkezinde yer alıyor. Danimarkalı tasarımcı Verner Panton’un yüzüncü yılı, Karakter koleksiyonu içinde Peacock sandalyenin yeniden basımıyla kutlandı. Fuarın kendisi de sektörün retrospektif anlatısına ve yazarlığa bir program ayırdı. Salone Raritas ile fuar, koleksiyonluk ve sınırlı sayıda üretilen işler için sıkı küratörlüğü yapılmış bir platform sundu ve ikonları öne çıkardı.
Bizim için bu mesaj doğrudan mekâna çevriliyor: bir oda net bir bakış açısına ve arkasında bir hikâyeye sahip olduğunda, insanlar bunu hisseder.
7. Birlikte Çalışın! / Team Up!
Markalar, tasarımcılar, sanatçılar ve disiplinler arasındaki işbirlikleri her zamankinden daha görünür hâle geldi ve ilginç sergiler yarattı. İtalyan üretiminin iki ağır toplu, Cassina ve Persol güçlerini birleştirdi. Patricia Urquiola tarafından tasarlanan, yalnızca 500 adetlik çarpıcı, sınırlı sayıda gözlük ve koleksiyonluk bir vale tepsisi her iki markayı da birbirine bağlayan şeyi tek bir celsede ortaya koyuyor: zanaat, miras ve yazarlık böylece buluşmuş oluyor.
Tüm yaratıcılar ve tasarımcılar için bu trend, her zaman sürecin ayrılmaz bir parçası olan bir şeyi hatırlatıyor. Diğer bakış açılarını davet etmek, disiplinleri birleştirmek, fikirleri harmanlamak bir süreç ekleme değildir. Tasarımın kendisidir.
8. Doğa, Tasarlandı. / Nature, Designed.
Yıllardır biyofilik tasarım hakkında konuşuyoruz. Ama bu yıl bir şey farklı hissettirdi. Sohbet estetikten sorgulamaya, trendden sorumluluğa ilerlemişti;. Doğa artık bir arka plan değildi. Sonucun ayrılmaz bir parçasıydı.
Milanolu sanatçı ve tasarımcı Henrytimi için bu, iki Lipizzan atını çevreleyen güzel doğal yapılarla bir araya getirerek yaşayan resimler veya heykeller yaratmak anlamına geliyordu. Tasarımcılar için bu söylem, hepimizin her yerde yaptığı sohbetleri yansıtıyor: Yapay zekâ ile insan zekâsı arasındaki fark nedir? Yapay zekânın yükselişi, doğal, tesadüfi, planlanmamış güzellik temasını yeniden gündeme getirdi.
Tasarımcıların Sesinden: Yapay Zekâ Çağında Tasarım
Marcel Wanders: Yapay Zekânın Karşısında Şiir
Marcel Wanders’ın görüşü üç sinyal taşıyor ve birlikte tek bir net iddia oluşturuyor: yapay zekâ çağında tasarım nüansa, duyguya ve şiire geri dönmek zorunda.
“Nostaljide güzellik vardır — ama çözülmemiş fırsatlarda daha da fazlası.” — Marcel Wanders
Wanders, çağdaş aydınlatma üzerine sert bir eleştiri sunuyor: alacakaranlıkta dışarıda yürüyün, veya gün ışığında; doğal ışık, kurduğumuz çoğu şeyden çok daha farklıdır. Çok fazla ışığın monotonluğu korkunçtur. Onu canlı hisseden bir ışıkla ilgileniyor, bir tür yoldaş, ölü değil müzikal bir ışıkla gelen…
Yapay zekâ konusunda ise net bir analoji sunuyor: gitar ile elektro gitar arasındaki kaymayı düşünün; elektriksel sürüm bir kez var olduğunda, orijinali “akustik gitar” olur. Şu anda benzer bir şey oluyor. Eskiden “zekâ” derdik. Yapay zekâ ile sahip olduğumuz şey “insan zekâsı” oluyor. Bu, bizi insan zekâsının gerçekten ne olduğunu yeniden tanımlamaya ve bu süreçte insanlık için yeni bir bölüm yazmaya davet ediyor. Çünkü biz, taklit ettiğimiz kadar rasyonel varlıklar değiliz. Küçük, şiirsel ritüellerle hareket ediyoruz: kediler, Noel ağaçları, süslerin etrafında şarkı söylemek. Her gün mantıksız şeyler yapıyor ve onlara normal diyoruz. Temelde komik, sersem, şiirsel yaratıklarız ve bu en olağanüstü niteliğimiz.
Hanne Willmann: Dokunuş ve Gündelik Yaşam Ritimleri
Dijital araçlar ve yapay zekâ gündelik tasarım pratiğine yerleştikçe, Hanne Willmann anlamlı nesneleri gerçekten tanımlayan şeyin otomatikleştirilemeyeceğinde ısrar ediyor.
Willmann için bu, dokunuş, sezgi ve uzun vadeli kullanıma dayalı bir tasarım yaklaşımı anlamına geliyor; imajlara veya teknolojik vaatlere değil, yaşanmış deneyime kök salmış bir yaklaşım. Tasarımcılar olarak çoğunlukla bir ürünün lansmanı, fotoğraflanması veya bir videoda sunulduğu ana doğru çalışırız, diyor. Ama biz gerçekten bunun için tasarlamıyoruz. Bir ürünün ömrünün kalan %99.999’u için tasarlıyoruz; kullanıldığında, insanlar üzerine oturduğunda, onunla yaşadıkları ve gündelik hayatlarına ve ilişkilerine entegre ettiklerinde tasarımın asıl konusu ortaya çıkıyor: bu asla salt imaj değil.
“Yapay zekânın bir bedeni yok. Yerçekimini, dokunmayı veya bir nesneyle ilk dokunsal karşılaşmayı bilmiyor. Sezgi veya bedensel bir hissi yok. Bedenli varlıklar olarak kaldığımız sürece burada açık bir avantajımız var.” — Hanne Willmann
Jakob Lange (BIG): Halka Açık Yumuşaklığın İçe Taşınması
Jakob Lange (mimar, BIG Products Ortağı ve Direktörü), BIG Sofa’yı mimari bir içgüdüye dayandırıyor: halka açık alanın “yumuşaklığını” iç mekâna taşımak. Trend kovalamaktan çok, güçlü fikirler, akıllı üretim ve onlarca yıl boyunca geçerli kalabilecek basitliği arıyor.
“Doğada uzanan o yumuşak beton yastıkları tasarlıyorduk…” — Jakob Lange
Başlangıç noktası bir kanepe brifingi değildi. Lange, BIG’in Japonya’da Toyota için bir master plan üzerinde çalışırken geliştirilmiş erken bir konsepti tanımlıyor: doğada dinlenen, “yumuşak beton yastıklar” şeklinde manzara öğeleriyle eşlik eden dış mekân bankları. Ekibin hırsı, halka açık mekânda bulunan o şaşırtıcı yumuşaklık hissini bir iç mekân bağlamına çevirmekti. Zamanla, o mimari referans bugün sunulan döşemeli hatta dönüştü.
Kompakt format hakkında sorulduğunda Lange’in cevabı net: birçok insan küçük dairelerde yaşıyor ve tam boy bir kanepe için yeri yok. Kompakt versiyonu çağdaş bir lüks olarak görüyor; daha yakın, daha samimi ve çoğu evde mekâna hâkim olmadan yerleştirilmesi daha kolay.
Sürdürülebilirlik konusunda Lange en güçlü vurguyu uzun ömürlülüğe yapıyor: israfı önlemenin en iyi yolu, insanların gelecek yıl değiştirmek istemeyecekleri parçalar yaratmaktır. Onun için zamansız tasarım nihai kıstas 10, 20, hatta 30 yıl boyunca yanında yaşadığınızı hayal edebileceğiniz nesneler ortaya koyabilmekte.

Tommaso Baldini (BuzziSpace): Akustiğin Mimari Olduğu Yer
Bugünün çalışma alanlarında, en güçlü tasarım kararları çoğu zaman en sessiz olanlardır. Tommaso Baldini (BuzziSpace), akustiğin “ikinci gün” düzeltmesi olarak değil, birinci gün tasarım girdisi olarak ele alınması gerektiğini savunuyor. Ses başından itibaren hesaba katıldığında, süreç gerçek kullanıma daha uyumlu hâle gelir, esenliğe, duyguya ve mekânı kullanacak farklı insanların farklı ihtiyaçlarına göre kurulur.
Aşırı ses ve sürekli yankı içeren ortamlarda beyin kendini korumak ve sohbetlere veya görevlere odaklı kalmak için “sürekli bir filtre” gibi hareket etmek zorundadır. Bu yükü kaldırın ve beyin daha sakin bir duruma geçer; etkileşimi destekler ve işin kalitesini artırır.
Akustik aynı zamanda bir kapsayıcılık aracına dönüşüyor. Baldini, nörodivergiteye yönelik artan ilgiye dikkat çekiyor; insanların sensoriyel aşırı yüklenme olmadan odaklanmalarına ve kendilerini ifade etmelerine yardımcı olan mekânlarda daha etkili çalışabilecekleri ve daha iyi katılabilecekleri görüşünü öne sürüyor.
Hibrit çalışma başka bir katman ekliyor: doluluk artık zirvelerle geliyor. Akustik aydınlatma, bölücüler, akustik kapsüller ve sesi soğurup azaltmak için biçim ve malzemelerle çalışmak gibi entegre yaklaşımları öne çıkarıyor: insanların etkinlikleri doğru yerlere eşleştirebilmesi için net bir “ofis etiketi” ile desteklenmiş şekilde.

Son Söz: Yolculuğa Devam
Milano Tasarım Haftası 2026, tasarımın bir kutlamasıydı, çarpıcı, şaşırtıcı ve görkemli olanın bir kutlaması. Zamansız olan yeni açılardan incelendi. Klasik malzemeler yeniden canlandırıldı ve şişme objeler insanları gülümsetti.
Bu yılın Milano’sundan çıkardığımız ana fikir açık: iç mekânların geleceği, anlam taşıyan, malzemeyi etkin bir aktör olarak ele alan, dokunuş kadar görüşle de hitap eden, akustiği başlangıçtan itibaren mimari bir karar olarak içeren ve doğayla yüzeysel değil sorumlu bir ilişki kuran mekânlara aittir. Yapay zekâ çağında insan zekâsı, sezgi, dokunuş ve şiirsel olan yeniden bir farklılaşma noktasına dönüşüyor.
Cesaret, küratörlük, işbirliği ve duyu… 2026’nın iç mekânlarını bir araya getiren dört sözcük. Bu trendlerin mobilyada, ofislerde, otellerde ve evlerde yansımasını önümüzdeki aylarda hep birlikte göreceğiz.
Kategoriler
Son Gönderiler
Ürünler
-
FERN DIGITAL KNIT Charcoal Black Çalışma Koltuğu
109.150,00 ₺
-
FERN DIGITAL KNIT Charcoal Black Çalışma Koltuğu
106.200,00 ₺
-
FERN DIGITAL KNIT Waterside Çalışma Koltuğu
109.090,00 ₺
-
Zody II Moonstone Fabric 63/8006 Digital Knit Çalışma Koltuğu
102.485,00 ₺
-
Zody II Moonstone Fabric 82/0171 Digital Knit Çalışma Koltuğu
91.970,00 ₺


